30 Nisan 2010 Cuma

Bugün yagmur yagdi

"Bu kadar tanıdık buluyorsam kalbimi kalbine, bu kadar tanıdık ses veriyorsa kalbim kalbine o ezeli uğultuyu hâlâ kulaklarımda taşıdığımdandır.
Seni bu kez hatırladıysam Yûsuf, o kez unuttuğumdandır."

Nazan Bekiroglu

Ask olsun, amin.

“Aşk olsun” dedi.
“Aşkın cemal olsun” dediler.
“Cemalin nur olsun” dedi.
“Nurun alâ nur olsun” dediler.
Ne diyelim, gönülden bir aminden başka…Amin
Bediüzzaman

28 Nisan 2010 Çarşamba

Altinci Kadin Olmak

Bugün bes kadinin yanindaki altinci kadin bendim.
Pek ic kemiren bir duyguydu altinci olmak.
Bana „kendini tanitirmisin?“ dediler, gülesim geldi.
Basladim anlatmaya ben Nergis nokta nokta nokta 21 yasindayim ve bu sehirde yasiyorum.
Yirmi bir mi?Kizim sen yirmi ücsün.
Bunu anca evin yollunu tuttugumda algilaya bildim.
Amaaan ne fark ederki ha yirmi bir ha yirmi üc, bu kadar sacma sorunun icinde böylesi yanlis bir bilgi dikkat cekmez ki.

Ben, beni anlatirken icim acidi. Tüm pozitif yanlarimi anlatmaya calistim icten ice sinir olarak.
„Bu böyle olmaz!“ diyerek. Bu böyle olmaz.

Nasil olur diyede düsündüm.
Kimse kendisini dogru kelimelerle ifade edemezki, ben cok güzel yemek yaparim diyemez ki, dimi ama.
Ben hic kavga etmem, kimsenin sacini cekmem, tükürmem, ellerimi hep yikarim. Oldu.
Kimi kandiriyorsunuz siz, ey patronlar?

Isveren ben olsam isteklerim söyle olur:
Sizi anlatan birseyler cize bilirmisiniz?
Is hayatinizda size ilham veren söz nedir?
Bir insan her gün ne yapmali ve ne yapmamali?
Neden calismak istiyorsunuz?
Is hayatindaki hayalleriniz nelerdir?

Eve geldigimde anneme anlattim bunlari, sustu.
„Ben delimiyim?“ diye düsündüm.

Sizin akliniza gelen birseyler var mi?
...gelmiyor mu?
Bosverin, Yasari dinleyin nisan ucup gitmeden.

Mektup

Sevgili Kitap „Giderken bana birseyler söyle“

Seni okurken su aci gercekle karsilastim, dogumu bu kadar cok anarken ölümden hic konusmuyor olmamiza sahit oldum,üzüldüm.
Insanlar neden ölümden hic konusmuyorlardi ki?
Korkuyorlar miydi?
Kimden korkuyorlardi ki, ölümden mi Yaraticidan mi?

Su bi gercek ki ölümü konusmaktan kaciyorlardi, „ölüm“ bile demiyorlardi.
Biri öldükten sonra en kisik sesle bi rahmet dilenir ve konu kapanirdi.

Seni okurken birlikte konusuyor gibiydik.
Ben tek basima okumuyordum, biz sohbet ediyorduk.
Iyi geldi bu.
Cok etkilendim, cok düsündüm bir cok soruma cevap buldum.

Bence ölümü konusmak isteyenler seni okumali, cünkü ölümü konusurken kendini hayatin bir cok yerinde göre biliyorsun, inan bana bu cok iyi geliyor.
Farkli Farkli yollara cikiyorsun her defasinda baska bir yolcusun.

…”Insanin yolu hayatta iki seye mutlaka düsüyor, aska ve ölüme.”
Mustafa Ulusoy

Sevgiler Nergis

27 Nisan 2010 Salı

Yarin hangi gün?




Ne giysem yakışmıyor uçurumlardan başka.
Dağıtamıyor hiçbir güneş ruhumdaki sisi...
Ve ben hâlâ yarın güzeldir diyorum,
kalmasa da albenisi...
Ibrahim Tenekeci

26 Nisan 2010 Pazartesi

Gecerken Okudum

Hayır sus!..
Gitmeni anlarım ama sus!..
Bahanelerini cüzdanına kaldır...
Gitmek zorundayım'la başlayan cümlelerini ağzının içine topla...
Küçükken öğrenememişsin!..
Ağzında yalan varken konuşma...
Özdemir Asaf

25 Nisan 2010 Pazar

Pazar biterken

Bugün pazar.
Pazarin bitmesine 3 saat kalmis, ne cabuk bitmis.
Nisan´da bitiyor.
Mayis geliyor insaAllah.
Bu aylar her haliyle pek güzel.
Pek güzel yaratilmis.
Rüzgar o yesillik insani büyülüyor.
Asik oluyorum ben galiba.
Doga´ya.
Doganin güzel yaratilmis olmasina.
Yarinin pazartesi olusundan icim tuhaf.
Hayilirsi.
Simdi sadece pazar´dan söz etmek istiyor.
Günes batti, sokak lambalari birer birer yandi.
Hafif bi rüzgar esiyor.
Radyo dinliyorum duygusuz bi sarki caliyor.
Radyo`yu kapatiyorum ve bu sarki´yi aciyorum.

Besinci Dag







"Dünyayi Yaratan, yazginin kitabini yazmak icin
neden felaketlerden yararlaniyor?"
Ilyas´in sözleri vadide cinladi ve
yankisi yeniden kulagina geldi.
"Ne söyledigini bilmiyorsun!" diye karsilik verdi melek.
"Felaket diye bir sey yok, kacinilmaz olan var.
Her seyin bir varolus nedeni var:
Gecici olani kalici olandan ayirt etmek
sana düsüyor."
"Gecici olan ne?" diye sordu ilyas.
"Kacinilmaz olan."
"Peki, kalici olan ne?"
"Kacinilmaz olandan cikardigimiz dersler."
Bu sözleri söyedikten sonra, melek oradan uzakti.
Paulo Coelho

20 Nisan 2010 Salı

Kagit Helva

Sirf ben sevdigim icin kagit helva almis bana.
Posta kutuma birakmis.
Seviniyorsun.
Sasiriyorsun.
Yiyorsun.
Kokluyorsun.
Okuyorsun.
Seviyorsun.

Sonra, güzelligini seviyorsun.
"Rabbim ne güzel yaratmis" diyorum.
Ellerimin arasinda tutup, "Sectigim sayfa bana birseyler anlatsin diyorum".
Yolculuk cikiyor.
Sunlar takiliyor gözüme...
"InsaAllah nasip olur,
sonunda san söhret icin degil,
ask icin gidersin Kabeye.
Kendi icindeki Kabeye.
Yani kalbine."*

Karistirmaya devam ediyorum, pardon yemeye.
Bambaska güzel sözler buluyorum.
Neyse ki aglamiyorum. Herseyede aglanmaz nero!

Sonra helvaci icin birseyler seciyorum.
Gözlerimi kapattim.
Sectim.
Varolus cikti.
Gözüme ilk takilan ise söyle:
"Basimiza beklenmedik rastlantilar ancak bunlari
karsilamaya hazir oldugumuz anlarda gelir."

Son olarak senin icin birseyler seciyorum, bu yaziyi okuyan sen icin.
Ben mi? diyorsun... Evet sen.
Burada bana paylasirken yol arkadasligi eden sana.
Ne cikti biliyormusun?
Sen cikti.
"Seni daha tanimadan özlüyorum..."

Arasinda limonlu dondurma olan kagit helavi paylasmak isterim, hadi al bi isirim.

*Elif Safak

Puantiyeli olmak

17 Nisan 2010 Cumartesi

Kitap oku!

" Dinsiz bilim topal, bilimsiz din kördür..."
Albert Einstein

Yemyesil olmak

Bahar ne güzel, yemyesil!
Nereye baksam "Rabbim, herseyi bu kadar mükemmel yaratiysan, Sen mutlak bir mükemmellik sahibi olmalisin" diye geciriyorum icimden böylelikle daha da cok baglaniyorum agaca, kusa, ciceklere, topraga, aya, günese, yildizlara, buluta hepsi O`nun isimlerinin tecellisi oldugu icin.
Bahar iyi geldi. Sevdik birbirimizi.
Sonra bi ara bu sarkiyi söylerken yakladim kendimi.
Herkes gül sever ben ise laleleri...

16 Nisan 2010 Cuma

Kelimeleri yedim





Tam diyorum ki simdi sözcüklerimi toparladim, biri geliyor birsey söylüyor ve ben yeniden dagiliyorum.
Sonra yine ve yine...
Anladim ki benim sözcüklerim toplanmiyor daginik kalmali, biri orada biri burada...

Okudugum kitaplari cantamda tasiyorum ha bugün ha yarin yazarim diye, erteliyorum.

Sonra kelimeler biriktiriyorum icimde, cümleler kuruyorum birilerine söylerim diye, nutkum tutuluyor yada unutuyorum.
Insan hep ayni seyleri mi düsünür?
Evet düsünürmüs, cogunlukla kendi kendime "zaman ne cabuk geciyor" diyorum, bunu söyledikten bi süre sonra kendimi 50 yasindaki teyzeler gibi hissediyorum.

En zoru ise anlatacak cok seyin varken hic birini söyleyememek. Susmak.
Sonra...unuttum!

11 Nisan 2010 Pazar

Sec bi kelime senin olsun

Bu kadar kelime arasinda otur sen bunu dinle.

Ellinde cikolata tutan adaminda kalbi varmidir ki?

Lâ tahzen...
Üzülebiliyorsan bir kalbin var demektir.
Kalpsizler üzül(e)mezler ki.
Ne mutlu sana ki, üzülebiliyorsun.
Dokunan var demek ki kalbine.
Ya dokunulmasaydı kalbine.
Ya hüznün gönül toprağını karmasına izin verilmeseydi.
Demek ki gözden çıkarılmadın.
Demek ki sen hâlâ bir umut tarlasısın.

Elif Safak

Bir birini tamamlamayan bir kac parca



"Oysa sevmek, en fazla, neyi sevdiğini fark etmek demektir.
Ve seven biraz da neyi sevdiğini bilendir."

Nazan Bekiroglu

5 Nisan 2010 Pazartesi

Mavi gökyüzü. Pamuk bulutlar. Domatesin kokusu.

Bulutlara bakarmisiniz?
Peki, anlam yüklermisinz?
Biz yapiyoruz.
Kardesim ördege benzetti, ben ejderha´ya.
Tabi balik´ta olabilir dedim yada yarisi yenmis bi simit.
...

Bence o sadece gitme isteyen bir bulut... giderken bize birseylerde söylesin....
Domates severmisiniz?
...kokusu burnumda.

Mektup

Sevgili Ben,

Buaralar neler istedigini pek bilmiyorsun, biliyorum.
Zaten insan tam olarak hic bir zaman ne istedigini bilmez ki. Istedigini elde edince istemeye devam eder ve bu sürecte bir cok kez burun kivirir.
O yüzden bu kadar cok takili kalma bu duruma.
Baskalarinin koydu kurallara göre degil´de yüreginin koydu kurallarla yasamak istiyorsun ama bilki bu biraz zor ama bence en dogrusu.
Insanlarin seni hep anlamalarini bekleme, kendinide anlatmaya kalkma.
Sana varligiyla feyz vermeyenlerdende uzak dur.
Kosma, yürümeyi dene... Hani Sadi-i Sirazi´de diyor ya: “Ey menzilini susamış kişi, acele etme, sabrı öğren! Arap atı aceleyle iki koşu gider. Deve ise, ağır ağır gece gündüz yol alır.”
Girdigin derinliklerden sakin cikma, kal orada etrafi tani, yerles oraya belki orasi senin icin hayirlidir.
Kötülükler hakkinda düsünme, neden nicini cok arastirma bunlar zaman kaybidir sadece kendine ders cikarmasini bil, gerisi bos.
Islerini aksatma, zaten basina ne geldiyse ani yasamaya niyetlenmenden geldi. Bugünün isini yarina birakma! Yinede ani yasamayida bil.
Buara biraz kenara cekil, insanlarla pek görüsme konusma sadece selam ver ve sus. Suskun ol, icindeki sesleri dinle biraz.
Günlerin cabuk gecmesinden hayiflanma, zaman sana bagli akacak degil ya bu devran sen olmadanda döner nasilsa.
“Bos bu bos” dediklerine kafani bile cevirme, yüreginin sesini dinle.
Yeni islerinden vazgecme, sabret ve devam et. Insanlarin seni anlamasini beklerken sende onlari anla. Sakin hep cümlelerine “Ben” diye baslama. Her isede bulasma, herkes ayri bir fitratta yaratilmistir, bak ve takdir et. Yüreginin istemedigi birseyi sakin ola yapma, yipranirsin zorlama kendini, istemiyorsan istemiyorsundur.
Hayat akip giderken bos seylere takilma, fark edersen ne kadar cok BOS kelimesini kullandim demek ki bos seylere cok takilip kalmissin!
Simdi seni ilk önce Rabbime sonra seni sana birakiyorum.
Iyi bak ruhuna!

Sevgilerimle
Nergis

2 Nisan 2010 Cuma